Sürdürülebilir Kalkınma: Günümüzün Gereklilikleri

 

Kömür, buhar ve makinenin birleşiminin sonucu olan Sanayi Devrimi ekonomik ve siyasi alanlarda dönüşüme yol açtığı gibi, toplumsal alanlarda da dönüşümlere yol açmıştır. Bu dönüşümler Sanayi Devrimi sonrasında devam ederek, 1960’tan bu yana toplumumuzda daha önce eşi benzeri görülmemiş bir gelişme yaşatmıştır. 1970’li yıllarda kömür, buhar ve makinenin gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermesini başlıca sebep gösteren çok sayıda uzman ve bilim insanı, sanayi faaliyetlerinin gezegen üzerindeki etkilerinin alarmını vermiştir. Ancak bu faaliyetlerin insanların yaşam biçimindeki evrimine sonuçlarını gerçekten ölçmemişlerdir. Verilen alarmlara ek olarak yıllar içerisinde üç büyük konu daha eklenmiştir:

 

–    Dünyanın geri kalanıyla ticaretin hızlandırılması (küreselleşme)

–    Zengin ve fakir ülkeler arasındaki eşitsizliğin artması

–    2050 yılına kadar gezegende 9 milyar insanı hedef alan demografik büyüme tahminleri

 

Bu konuların eklenmesi ve verilen alarmların göz ardı edilmesi sonucunda insanoğlunun geleceği ile ilgili olarak akla endişe uyandırıcı ve yanıtlanması gereken sorular gelmiştir. Gelecekte, herkes için yiyecek, temiz su, sağlık ve eğitime erişimi nasıl sağlayabiliriz? Biyoçeşitliliği nasıl koruyabilir ve iklim değişikliği ile nasıl savaşabiliriz?

 

İşte tam da bu noktada, acil ve gereksinim olarak bir model belirlenmiştir; sürdürülebilir kalkınma. Sürdürülebilir kalkınmanın üç yapı taşı vardır:

 

–    Çevreye ve insana zarar vermeden, sağlıklı ve sürdürülebilir bir yönetim sağlayan ekonomik verimlilik.

–    Bireyler arasındaki eşitsizlikleri azaltıp kültürlerine saygı duyan, insanlığın temel ihtiyaçlarını (barınma, yiyecek, sağlık ve eğitim) karşılayan sosyal eşitlik.

–    Doğal kaynakları uzun vadede koruyan, ana ekolojik dengeleri koruyan ve çevresel etkileri sınırlayan çevresel kalite.

 

Yukarıda belirtilen üç ana alan, ekonomik, sosyal ve çevresel, toplanarak sürdürülebilir kalkınma konularını oluşturur. Ancak, bu üç alan bazen içinde yaşadığımız tüketici toplum ile uyumsuzluk göstermektedir. Gezegenimizin geleceğinin sürdürülebilir kalkınmaya bağlı olması ve sürdürülebilir kalkınma ile tüketici toplum anlayışının uyumsuzluk gösterdiği noktaların üstesinden gelmek için “daha makul’’ bir topluma doğru ilerlemek için ekonomi ve büyüme yeniden ele alınmalıdır.  Bugün, sürdürülebilir kalkınma yalnızca acil bir ihtiyaç değil aynı zamanda toplumumuzu yeniden tasarlamak için de gerçek bir fırsattır.

Leave Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir